FAHRETTİN BEY Kendimden bahsettikten sonra sizden; Faruk sümerin Sasavi Devletinin Kuruluşunda anadolu Türkmenlerinin rölü isimli Kitabında( Kültür Bakanlığı Yayınları )adı geçen Kazaklu obası hakkında bilginizin olup olmadığını sormuştum. Kazaklar hakkında herhangi bir kelime etmedim.anadan doğma Türkmen olduğumuzu bilirim. Başkaları gibi sonradan türkmenliğe sahip çıkanlardan da değiliz.bu işlerin ciddi araştırma gereken işler olduğunu bildiğim için,sizide daha önce ilk okulu okuduğum köyden olmanız nedeni ile yakın görerek konu hakkında bilginiz varmı diye sormuştum. yanılmışım galiba. Kendimize uydurma bir boyda aramıyoruz.Boyunda,obanında aşiretinde ne olduğunu biliriz.sağolun çok yardımcı oldunuz.
Fazlı beyi çok severdim. Şarkışla\'ya gitmiştim. Taksisi vardı. Fahrettin gel seni köye götüreyim dedi. Ben de hadi gidelim dedim. Allah razı olsun ondan. Mekanı cennet olsun. Çok kalender bir insandı. İyi insan iyilikleriyle anılır. Onun hayıtmda herhangi bir kötülüğünü görmediğim gibi işitmedim bile. Neredeyse ağlayasım geldi, kusura kalmayın, fazla yazamayacağım
Seyitçiğim kaybolmakta olan değerlerimize bu kadar milliyetçi bir bağlılıkla ; akraba canlılığıyla sahip çıkmanız takdire şayandır. Sitenizi inceledim kalbimde yeri olan çok kişinin fotoğrafları ile karşılaştım, çok duygulandım.Özellikle Fazlı Ağabey gibi dostlarımızın hepsinin ruhları şad olsun. Gurbette memleket özlemi duyan şahsınıza böyle bir siteye verdiğiniz duygu ve emekten dolayı teşekkür eder; Seyit Koç aile efradına sağlık sıhhat ve mutluluklar dilerim. Kerem ÇINAR
Teşekkürler mahmut karaca elinizdeki doğru bilgileri gönderirseniz menmun oluruz ve burada yayınlarız yusup ağa abimede saygı ve hürmetlerimi bildir allah ömrünü uzun etsin selamlar seyit koç
İldanlı adı ile hiçbir kaynakta karşılaşmadım. Faruk sümer\'in makalelerinde de yoktur. Tahminim bu adın İldenli adı ile bağlantsı vardır. Veyahut İldeniz\'in kısaltılmış şeklidir. Gelelim Muhsin Yazıcıoğlu\'na. Ben onu yakından tanırım. Facebook sayfama girerseniz, fotoğraflar kısmında benim onunla çekilmiş iki fotoğrafımı görürsünüz. Onun hakkında Çerkez diyorlar, bunun da yoğun propagandasını yapıyorlar. Hatta bizim vakfa Ergenekon soruşturmasına kadar Süleyman Bozkurt adlı biri gelip giderdi. sürekli Muhsin\'den söz eder, sağa sola onun Çerkez olduğunu söylerdi. genel müdürlük bile yapmış bu adam çok tuaf bir adamdı. Şarkışla\'da da memuriyet yapmış. Ergenekon soruşturması çıkalı bir gün bile uğramaz oldu. Oysa bizim vakfın Ergenekon soruşturması ile bir ilgisi yoktu. İddianamede bir kaç yerde vakfın adı geçmiş, o kadar. Kimlerin geçmedi ki. Benim ve oğlum Atilla Turan\'ın da adı geçti. Kimse de gelin sizi sorguya çekelim demedi. Demek ki adamın niyeti başka imiş. Ben bu adama Muhsin\'in Çerkez olmadığını en az bin kere söyledim. ama o anlamadı, devam etti. Herhalde bir yerlerin adamı, yani onun Çerkez olduğunu kasıtlı yayıyorlar.
Mehmet bey, Ödemiş kasabasının adının Otamış\'tan geldiği doğrudur. Gerçekten bu tespitiniz yerinde bir tespit. Siz tam araştırmacı olacak bir insanmışsınız. Bunu anladım. Size yardımcı olamak elimden gelen her şeyi yaparım. Sorularınızı cevaplandırmak benim için külfet teşkil etmez. Bizim vakfın yayıları arasında çıkan iki ciltlik \"Türk Devletleri Tarihinde ŞAHIS ADLARI adlı bir eser var. Bunun yazarı rahmetli Prof. Dr. Faruk Sümer. Adlara onunki kadar açıklık getiren yoktur. Bu bilim adamı, İran\'da devlet kurmuş Kirman Selçuklularından 116 yılında da hayatta olan bir kumandanın Ödemiş adını taşıdığını tespit etmiştir. Yine Faruk Sümer, Otamış adının Ota, yani ısınmak, ekin biçmek, budamak, tedavi etmek manasına geldiğini söyler. Daha doğrusu bu ad tedavi etmek anlamında kullanılır. Eski Türkçede Otacı demek; hekim, doktor demektir. Kelime kökünün Ot ile ilgisi vardır. Lokman Hekim\'i biliyoruz. O otlardan ilçlar yapardı. Kuran\'da ondan bahsedilir. Bu Lokman Hekim Türk olabilir. Abbasilerde bahsettiğim Otamış bey, Halife el-Mutasım\'ın veziriydi. Mısır ve Kuzey Afrika ona dirlik olarak verilmişti. Bu Türk vezir 863 ylında bir isyan sonucu öldürüldü. Otamış\'ın Musa ve Mehmet adlı iki oğlu veyahut torunları vardı. Onun neslini bunlar devam ettirmişlerdir. Otamış adını genellikle Türkmenler kullanmıştır. Mısır\'da 880 yılında Tolunoğulları Türk Devleti kurulmuşsa bunun müsebbibi de Vezir Otamış Bey\'dir. Tolunoğlu Ahmet\'in babasını Kahire\'ye vali olarak göderen odur. Zaten Türk asıllı kimseleri valilik gibi mevkilere getirdiği için Arapları öfkesini üzerine çekmiş, el Mutasım da soyu gereği Araplara alet olmuş; bu nedenle Boga el Kebir ve Vasıh adlı Türk kumandanların teşvikiyle de askeri ayaklanma gerçekleştirilmiş ve Otamış Bey öldürülmüştür.
Mehmet bey, ben iletimde evet, Karapınar köyü demiştim ama, bunu söylerken sizin kasabanızı kastetmemiştim. Şarkışla\'da Karapınar adlı bir köyün bulunduğunu söylemek istemiştim. Bu köy beyyurdu, Kalecik taraflarında, şimdi Ağcakışla\'ya bağlı olabilir. Kürtçe de konuştukları söylenir ama kendilerini Kürt kabul etmezler. Türkmenlerden, bilhassa Doğu Anadolu\'da. Güneydoğu Anadolu\'da, Osmanlı zamanında vergiden muaf kalmak ve askere gitmemek için Kürtçe öğrenenler olmuştur. Bu köydekiler de o Türkmenlerdendir. Şarkışla\'da Karapınar sırf bir köyden ibaret deil. Akrabalarimızın bulunduğu Samankaya köyünün, eski adı Ebesili köyünün Karapınar mevkiide vardır. Gemerek ksabası da eskiden Şarkışla\'ya bağlıydı. Bu kasabada Karapınar Çiftliği adlı bir yerleşim yeri vardır. Gürün\'e bağlı bir Karapınar köyü daha vardır. Sivas\'ta Karapınar mahallesi vardır. Uzunyayla\'da sonradan adı değiştirilmiş olabilir, Türkmenlerin ikamet ettiği bir Karapınar köyü vardı.
Hotamış\'a bağlı oradan kopmuş bir çok köy var, bu köylerden benim köyümün adın İldanlı, acaba böyle bir kelimeyle araştırmalarınızda karşılaştınızmı? ne anlam ifade ediyor acaba? ayrıca rahmetli Muhsin yazıcıoğlu da Şarkışlalı , onun soyu aşireti hangisi? açıklarsanız sevinirim.
Aydınlatıcı bilgileriniz için teşekkür ederim, fakat karapınarı köy olarak tanımlamışsınız, karapınar ilçe hotamış beldedir, hotamış türkmenleri şu anki yerlerinde 1700 lü yıllarda derbentçi olarak kayıt edilmişlerdir(ipek yolu ve posta yollarını korumak üzere) Karapnınar ilçesinin kuruluşu yavuz sultan selim han\'ın şark seferi yılarına dayanmaktadır, Hotamış Türkmenleri buraya daha sonra gelip yerleşmişlerdir. abbasiler dönemi kumandanlarında otamış beyi okumuştum, ama otamış oğlu musa yı sizden öğrendim, otamış oğlu mehmet herhalde şakaydı)ayrıca izmirin ödemiş ilçesiin de asıl ismi otamış olarak belirtiliyor, fakat ben ödemişle bizim hotamış arasında bir bağ kuramadım,atalarımın oralara gittiği veya oralardan geldiğimiz hakkında bir rivayet duymadım, belki daha öncesi anadolu da ilk türk fetihlerinin olduğu yıllarda bu göçler olabilir diye düşünüyorum, çünkü türkmen boylarından doğudan batıya batıdan doğuya yer değiştirmeler her zaman olagelmiştir, yerleşik hayata geçene kadar.
VÂRİDÂT Bedrettin\'in hitâbı ne? Vâridât Bir tasavvuf kitâbı ne? Vâridât Kâlbe doğan pırıl pırıl zahirse Gerçek ilmin aftâbı ne? Vâridât Hakimiyet zulmen değil, insanca Sonda mevcût bitâbı ne? Vâridât Zihnimizdir mefkûreyle aydınlık Kelâm, yazı; o tâbı ne? Vâridât “Abese”den tüm sûreler Kur\'ânda Tek Tanrı\'nın itâbı ne? Vâridât Mukaddesin Türk sözüne Kul Ozan Hayrü\'l Bârî şitâbı ne? Vâridât Fahrettin Öztoprak Sözlük: Aftab: Güneş Bitab: Yorgun, Takatsız Tab: Basmak Abese: Kur’an’da bir sure adı, çehresini çattı demektir. İtab: Tekdir etmek, Azarlamak Hayrül Bari: Mükemmel Hayır Şitab: Koşmak, Acele etmek Şiirin Açık Anlatımı: Bir tasavvuf kitabı olan Varidat Bedrettin’in sözlerinden ibarettir. Onun kalbine gerçek ilmin bir güneşi olarak pırıl pırıl bir ışıltıyla doğan, zorlu bir çalışma sonunda meydana getirilen bu eser zulmün kol gezdiği değil insanca bir hakimiyete emanet edilmiştir. Zihnimiz onun mefkuresiyle de aydınlanmıştır. Yazılıp da kitap haline getirilen bu eser işte şimdi elimizdedir. Görmeyenlere, okuyamayanlara yüz çevirmeyelim. Nasıl ki Peygamber Efendimiz, yanına gelen bir a’mayı fark edince sırtını dönmek istemiş, bir daha böyle yapma diye o anda Tanrı’nın vahyi gelmişse; bunu Kul Ozan olarak ben de, unutulmaz bir mukaddes uyarı addederim, o nedenle yaratılmışların her birine kucağımı açarım. Mükemmel hayır, yani insanlığa faydalı olmak, işte bu demektir.
BABAİLER, BALKAN TÜRKLERİ ve ŞEYH BEDRETTİN Önsöz Bu kitabımın hakkında Arslan Bulut: “Hazreti Ali, “İlime ihtiyaç duyduğum kadar, bazı zamanlarda cehaletin zorlamalarına da ihtiyacım vardır” diyordu. Tabii, bu cümledeki cehalet, insanın kendi cehaleti olduğu kadar, çevresindekilerin cehaleti de olabilir. İşte, topluca “cahil” olduğumuz bir konuda, “Şeyh Bedrettin ve yaşadığı dönemde Balkan Türkleri\'nin durumu” hakkında, ciddi bir çalışma... Fahrettin Öztoprak, araştırmasını sürdürürken neredeyse her akşam görüşüyorduk... Öyle ki, biz de, Şeyh Bedrettin konusundaki cahilliğimizi unutur gibi olduk. Bu cehaletin zorlamasıyla olsa gerek, Öztoprak\'ın eserini, eser henüz yayınlanmadan, kendisiyle tartışma fırsatını bulduk... Sonunda, “Önsöz”ü yazmamı istediğinde, Fahrettin Öztoprak\'ın bu eserle, okuyucuya ne vermek istediğini araştırmaya başladım… Anladım ki, Öztoprak\'ın amacı, birilerini memnun etmek değildir. Peki, neydi amacı? Öztoprak\'ın amacı, Türk tarihinin, Balkan tarihinin karanlık kalmış bir zaman dilimini objektif olarak incelemek ve çıkacak sonuçlardan, hem bugünkü nesillerin, hem de gelecek nesillerin faydalanmasını sağlamaktır. Pervez Hoodbhoy\'un dediği gibi,“Gerçek iyice anlaşılmadıkça, yapıcı bir değişiklik konusunda hiçbir umut olmaz...” “Balkan Türkleri ve Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin” eseri, o dönemle ilgili gerçeklerin iyice anlaşılması yolunda atılmış çok önemli bir adım olmakla birlikte, araştırmacının, bundan sonra da aynı konuda çalışmalarını devam ettirmesini diliyoruz. Şeyh Bedrettin, hapiste zehirlenerek öldürülen İmam-ı Azam\'dan çok sonra, belki de dini düşüncelerde “ihtilal” kabul edilebilecek bir tavır içindeydi. Osmanlı\'dan çok önce Balkanlar\'a yerleşmiş ve Hıristiyanlaşmış Türk-Oğuz boyları ile Sünni İslam arasında, dinin evrensel mesajlarını yaygınlaştırıyor, sosyal düşünceleri ile halkı etrafına topluyor ve düşündüklerini uygulamaya çalışıyordu... O\'nun bir ihtilalci olduğu kesin. Ankara Savaşı\'ndan sonra; babası Yıldırım Bayezid\'i sonuna kadar terk etmeyen ve Timur\'un da takdirini alan Musa Çelebi, Şeyh Bedrettin vasıtasıyla, Balkanlar\'da Hıristiyanlaşmış Türkler\'le Osmanlı kimliğiyle Balkanlar\'a yerleşmiş Müslüman Türkmenleri aynı potada eritmek istiyordu. Ancak, Mehmed Çelebi Anadolu\'dan iktidarı zorluyordu. Tabii, Bizans da devreye girecek, Mehmet Çelebi\'yi destekleyecekti... Sonunda, Musa Çelebi kaybetti ve öldürüldü. Belirtelim ki, Avrupa o tarihte Osmanlı padişahı olarak Musa Çelebi\'yi tanıyordu ve Şeyh Bedrettin Musa Çelebi\'nin kazaskeri yani şeyhülislamıydı. Şeyh Bedrettin, adamları Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal\'in başarısız Ege harekâtından sonra Balkanlar\'da bu defa kendisi devlet olmaya girişecek, ancak idam edilecekti. Sosyal ve dini görüşlerini hep birlikte düşünürsek Şeyh Bedrettin harekatının son bulması, belki de “tarihi bir dönüşüm” fırsatının elden kaçırılmasıydı. Çünkü o, bana göre kaynağını Kur\'an\'dan alan bir görüşle, o günkü mülkiyet anlayışını zorluyor, “servetin, zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet haline gelmesini” önlemeye çalışıyordu... Başaramadı ama, Hacı Bayram-ı Veli ve Akşemsettin gibi, mevcut sistemle uyum sağlayabilmiş düşünce adamlarını etkilemişti. Günümüzde veya yakın tarihte, Şeyh Bedrettin\'i bir ideoloji çerçevesine hapsetmek isteyenler olduğu gibi, o ideolojinin karşıtları da, sırf bu yüzden Şeyh Bedrettin\'i araştırmadan karalamışlar ve cahilliklerini sergilemişlerdir. Fahrettin Öztoprak ise her türlü taraflı bakışın ötesinde, araştırdıkça Şeyh Bedrettin\'i tanımış; tanıdıkça O\'nu bugünkü nesillere tanıtma ihtiyacını hissetmiştir. E. Werner gibi araştırmacılar, Şeyh Bedrettin\'i “Gerçekleştirmeye çabaladığı devlet ve insanlık idealleriyle dünya tarihinin büyükleri arasına çoktan yükselmiş çağının güçlü kişiliklerinden ve Mustafa Kemal\'e kadar Türk tarihinin en üstün devlet adamlarından biri” olarak yorumlarken, Türk aydınlarının Şeyh Bedrettin\'i hiç tanımaması ne acıdır...Bu yüzden, Fahrettin Öztoprak\'ı kutluyor; yapıcı değişiklikler olması için ümitleniyoruz” demiş; bunu kitabımızın birinci baskısında “Önsöz” kısmında yayınlamıştım. Dr. Mehmet Niyazi Özdemir: “Babailer, Balkan Türkleri ve Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin” kitabı uzun süren birikimin sonucudur. Aynı konuda makaleler ve bir de kitap yazan Fahrettin Öztoprak bu çalışmasında konuyu daha değişik, sosyal ve tarihi boyutlarını da göz önünde bulundurarak ele aldı. İlgi alanının Şeyh Bedrettin ve döneminde yoğunlaşması, eserinden de anlaşılacağı üzere, onu çok farklı bir noktaya getirmiştir. Tarihimizin en karanlık, en karmaşık dönemlerinin birinde Şeyh Bedrettin yaşadı. Gürbüz şekilde gelişmekte olan Osmanlı Devleti Timur\'un darbesiyle dağılmış, şehzadeler arasında iktidar kavgaları da başlamıştı. Değişik sebeplerle bir şehzadeye yakın olanlar, diğer şehzadenin ve taraftarlarının nezdinde çok farklı değerlendiriliyor, Selanik gibi bazı bölgelerin kaybı da herkesin birbirini suçlamasına sebep oluyordu. Bir nevi geçiş dönemi idi; çok muhataralı olan bu dönemlerde insanlar birbirlerini yanlış anlarlar. Hele bu yıllar çeşitli zaruretlerden dolayı sütre gerisine itilmiş, aradan yüzyıllar geçtikten sonra ele alınmışsa, o yanlış anlaşılmalar daha girift bir şekilde ortaya çıkarlar. O dönemin karışıklığı sadece Osmanlı Devleti\'nin sürüklendiği buhrandan ileri gelmiyordu. Balkanlar değişik dinlerin, milletlerin, boyların kaynaştığı bir bölgeydi. Hayatını sürdürmek için muhtaç olduğu gücü kaybeden Bizans, entrikada ustalaşmıştı; bu bölgeyi karıştırmada bütün hünerini kullanıyordu. Bir devlet kuruluyor, bir devlet batıyor, kavimler din değiştiriyordu... Neyin ne olduğunu anlamak o zaman bile güçtü. Bu bölgedeki Türklerin durumu çok daha karışıktı. Yüzyıllarca önce Karadeniz\'in kuzeyinden pek çok Türk boyları Balkanlara gelmişti; kimisi Müslüman, kimisi Hıristiyan olmuştu. Aynı milletin çocuklarındaki bu farklılık istikrarın teminini daha da güçleştiriyordu. Şeyh Bedrettin de böyle bir ortamda şahsiyetini bulduğu için, tarihi perspektiften ele alınıp, incelenmelidir. Fahrettin Öztoprak da konuya bu şekilde yaklaşmıştır. Yorumun olduğu yerde düşünce birliği aramak yanlıştır. Yorum, bir perde aralıyorsa, görevine ulaşmıştır. Kaynakların ışığında araştırmasını sürdüren Fahrettin Öztoprak sık sık yorumlarını da ileriye sürmüştür. Bu onun hem görevi, hem de hakkıdır. Katılıp, katılmamak ayrı bir konudur; ama yerinde yorumlar yaptığını da belirtmek gerekir. Milletlerin bir ayağı tarihte, bir ayağı gelecektedir. Mazi ne kadar iyi aydınlanırsa, günümüzü o kadar iyi değerlendirir, geleceğimizi görürüz. Her tarihi araştırma istikbalimizi yönlendiren işaret taşıdır. Bu gayreti esirgemeyene ne kadar teşekkür etsek, azdır. Her şeyin madde ile ölçüldüğü, her şeyin maddeye tahvil edildiği bir dönemden milletçe geçiyoruz. Böyle dönemlerde ihtirasları okşayan nesneleri bir kenara itip, hak ve hakikat uğruna kütüphanelerde, arşivlerde ömür tüketmek her türlü övgünün üstündedir. Çalışmalarının devamını, milletimize nice eser kazandırmasını dileriz” demiş, bunu kitabımın birinci baskısında “Kitap Hakkında” başlığı ile yayınlamıştım. Bu iki gazeteci yazar arkadaş, bu yazılarını 1994 yılında, kitabım daha piyasaya çıkmadan, 15 yıl önce yazmışlardı. O sırada kitabımın basımını bir nedenden dolayı ertelemiştim, ama Turan Hocam’ın sayesinde 2 aylık “Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi”nin 96. ve 97. sayılarında, 1995 yılında yayınlamayı ihmal etmemiştim. Aradan önemsenmeyecek uzun bir zaman geçmişti. Bu süre zarfında kitabımı geliştirdim, eklemeler yaptım ve 2009 yılının Temmuz ayının ortalarında basıma verdim. Kitabımın bu birinci baskısında gözden kaçan bazı ufak tefek, tashihler vardı ama, yine de “Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin” adlı kitabım, herhangi bir dağıtıma vermediğim halde, Ağustos’tan itibaren iki ay içinde tükendi.. Kitabımın birinci baskısı yayınlandıktan sonra “Önce Vatan” gazetesinde Yrd. Doç. Dr. Süleyman Doğan da şunları yazmıştır: “Avrupa kıtasının güneydoğusunda yer alan topraklara Balkanlar, Balkan Yarımadası ya da Rumeli denir. Balkan sözü Türkçedir. \"Sarp ve ormanlık sıradağ; sazlık\" anlamındadır. Tarih boyunca Avrupa\'nın hiçbir bölgesi Balkanlar kadar saldırı, istila ve işgale uğramamıştır. Uzun tarihi boyunca sık sık, özellikle kuzeyden ve doğudan gelen değişik orduların saldırısına uğrayıp ele geçirilen bölge, sırasıyla; Persler, Makedonlar, Romalılar, Bizanslılar, Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Sırplar, Türkler, Avusturyalılar ve daha başka uluslar tarafından uzun yıllar boyunca yönetildi. Balkanlar\'ın yerli halkı olan topluluklar kısa süreli dönemler hariç tarih boyunca hep başka milletlerin idaresi altında yaşadılar. Osmanlı Devleti\'nin bölgedeki hükümranlığının bitişinden itibaren Balkanlar\'ın paylaşımına dair sıkıntılar günümüze dek sürmüştür. Balkanlarda özellikle son 130 senedir çoğu zaman açıktan devam edegelen baskıcı ve yok sayan uygulamalar sonucunda Türk-Müslüman toplumlar ait oldukları kültürel ve ahlaki değerleri yaşama hakkından yoksun bırakılmış ve kendi değerlerini gelecek nesillere aktaramamışlardır. Balkan Türkleri yok olmayla yüz yüzedir. Böyle bir dönemde Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi Sorumlu Müdürü Fahrettin Öztoprak\'ın kaleme aldığı \"Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin\" kitabı çok önemli bir yaramıza parmak basıyor.\" Kitabımın birinci baskısından sonra kaleme aldığım bu baskısında daha çok, Rıza Çavdarlı’nın “Bektaşi Sırrı Çözüldü” ve Prof. Dr. Mikail Bayram’ın “Ahi Evran ve Mevlana Kavgası” adlı eserlerinden yararlandım. Bu kitapların birincisi Orkun Abideleri’nde Gültekin’in Arap saldırılarına karşı Maveaünnehir’deki mücadelesine ışık tutarken, ikincisi Hacı Bektaş’ın neden Mevlana Celalettin’le olan sürtüşmesine, Mevlana’nın neden Türkmenlere karşı oluşuna açıklık getirmiştir. Bu arada bazı kaynaklardan da yararlandım. Mesela, Ulahların Türklüğü konusunda. Bununla ilgili yazımı kitabımın Balkan Türkleri kısmına koydum. Bir de Ahmet Yesevi’yi ve Bektaşiliği incelemek gerekliydi. Bu hususta birçok kaynak bularak hem Yeseviliğe hem de Bektaşiliğe açıklık getirmek istedim. O arada elime, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu hususunda panel bildirilerini içeren bir kitap ve Erdoğan Çınar’ın bir eseri geçti. Panel bildirilerinden mümkün olduğunca yararlandım. Katılımcılardan üç konuşmacı gerçekten de önemli konulara değinmişti. Erdoğan Çınar ise, çok farklı bir yol izlemiş, Türkiye’ye Alevileri azınlık olarak tanıtılması girişimlerinde bulunan AB’nin direktifleri konusunda hareket etmiş olacak ki, kendince Alevileri Türklükten arındırmaya kalkmıştı. Bunun yanı sıra o, Türk halkının pek çoğunun hafızasında yer etmiş olan Battal Gazi Efsanesi’ni de, ne kadar sıhhatli olduğu tartışılır bir seyahatnameden yola çıkarak rütmeye kalkmış. Kaldı ki, söz konusu seyahatnamede geçen olayların Battal Gazi’nin yaşadığı devirden en az 120-130 yıl sonra meydana geldiğini görmekteyiz. Türk milletinin birçok meseleleri vardır. Bu meselelerden biri de Müslüman olmalarıdır. İmam-ı Azam ve Eba Müslim Horasani devrinde, yani VIII. Asrın ortalarında Türkler daha Müslüman olmamışlardı. Müslüman olan Türklerden bu ikisi ve birkaç da şimdilik ismini veremediğimiz bazı kimseler vardı. Emevilerin emrindeki Mevali Türkler ise tam anlamı ile Müslüman olmamıştılar. Keza Abbasilerde de durum aynı. Buna Afşin el-Haydar olayı tanıktır. İmam-ı Azam’dan bir Yüzyıl sonra durum biraz olsun değişmeye başlayacak, X. Asırda ise Türklerden toplu Müslümanlaşmalar olacaktır. Ancak, adını verdiğimiz ilk iki Müslüman Türk, birçok problemlerle karşılaşmışlardı. İmam-ı Azam Arapların Müslüman olmasına rağmen, pek samimi olmadıklarını, bu dini çıkarları ve faydaları açısından değerlendirdiklerini anlamıştı. Araplar tamamen tahakküm halindeydiler. A’lim bile olsan, onların nazarında bir hiçtin. İnsana ancak kendi çıkarlarına ve faydalarına dokunulmadıkça, karşı çıkmıyorlardı. İmam-ı Azam o tür Arap yatırımlarına izin verecek bir şahsiyet değildi. Bu nedenle hapsedildi. Eba Müslim Horasani, bir Emevi veya bir Abbasi kumandanı değildi, olamazdı da. Türk milletinin Türk Cihan Hakimiyeti kılıcı bir kere kınından sıyrılmıştı. Kimsenin buna mani olacak gücü yoktu. Araplar şaşırmıştılar. Bu arada el-Mukanna adlı birinden bahsetmeye başlamışlardı. Onu bir gören bile yoktu. Yalnız ondan Türk diye söz ediyorlardı. el-Mukanna şurada, el-Mukanna burada demeye başladılar. Neymiş, çevresinde binlerce, onbinlerce insan toplanıyormuş! Araplar hayal görmeye başlamıştılar. Neymiş, bunun başı göklere varan bir kayalığın üstünde çok iyi tahkim edilmiş bir kalesi varmış! Ordular gönderdiler. Bu ordular sanki cinlerle savaşıyordu. Gün oldu, el-Mukanna’yı kuşattılar. Neymiş, teslim olmuyormuş! Bu kartal yuvasına saldırdılar ama, kimseyi bulamadılar. el-Mukanna ve adamları sır olup uçmuşlardı. Arap alemi “Ashab-ı Kehf”ten bahsederler. Onların bunu Romalılardan aldığını söyleyenler de var. Üçyüz yıl uyumuşlar. İçlerinden biri uyanmış. Diğerlerini de uyandırmış. Onun elinde üçyüz yıl öncesinin bir akçesi varmış. Görenler şaşırmışlar. Genci alıp mağaraya varmışlar; bakmışlar. Kimse yok. Yedi gencin yedisi de sır olup uçmuş. Onların bir de köpekleri varmış, o da sır olup uçmuş. Evet; bizim el-Mukannamız da sır olup uçmuş. Öyle üç-beş kişi değil, iki bin kişi. El-Mukanna’nın gözcüsü köpek değil, kurtmuş. İşin tuhafı, el-Mukanna’nın altından bir maskeye, altından bir zırhlı elbiseye sahip olduğunu da söylerler. Yüzünü bir kişi bile görmemiş. Öyle bir şahsiyetin varlığı meçhul ama, işin bir de hakikat payı var. O hakikat payı ise, Mukanna’nın Türkleri sembolize etmesi… Belki de Gültekin veyahut Türk Bilge Kağan’ı… Arap toplumu bu. Bir gizemli Türk gördü müydü, hayal alemlerinde bunu akıllarınca yansıtmaya çalışırlar ama, ne yapacaklarını bir türlü bilemezler. Şimdi aynı durum bizim toplumumuzun başında. Çünkü Müslümanlık adı altında, şartlarını da diretip onbinlerce insanı Araplaştırmak istediler ya! Babailer gizemlidir. Hacı Bektaş keza! Ahi Evran keza! Şeyh Bedrettin gizemlidir. Börklüce Mustafa keza! Torlak Kemal keza! Bu gizemliler ve kezalarımız, saymakla tükenmez. Bir Nazım Hikmet çıktı, bir Şeyh Bedrettin Destanı yazdı. Gerçekten de bu destan tutundu. Onu bu destanı yazdığına pişman ettiler. Bu bir yönde, yani anlık bir pişmanlıktı! Anlamadılar. Çünkü akılları yetmiyordu. Aslında Nazım Hikmet ne kadar övünse azdır. Bir toplumu az-buçuk da olsa, uyandırmıştı ya… Varsın, Komünist desinler. Kapitalist olmaktan, emperyalist olmaktan, insanları sömürmekten; geçimini zor temin edenlerin, fakirin fukaranın sırtından kazanıp da dünkü Duyun-i Umumiye İMF’nin borçlarını ödemekten hiç yoktan iyi. Kendinin efendisi olmak birilerinin uşağı olmaktan her zaman yeğdir. Fahrettin ÖZTOPRAK
Seyit Paşalar dizisini 12. sayı diye düzetebilir misin. 12 diye çıkmış.
fahrettin bana galip oğlunu soruyorsun bende tanımıyorum herhalde bizim köyden o görüşünü yazmış kimi hedef aldığını bilmiyorum benimde dikkatimi çekti yazı ama eğer kendini tanıtırsa daha iyi olur diye düşünüyorum saygılar seyit koç
Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi\'nin bu sayısında Mukanna adlı bir yazım ve Paşalar dizisinin 12. sayısı var.
Ramazan Mirzaoğlu\'nun, biri üvey olmak üzere, 3\'ü erkek, 3\'ü kız toplam 6 kardeşi var. Bunlar arasında sadece kendisinin soyadı Mirzaoğlu... Kardeşleri ise \'Ceylan\' soyadını taşıyor. Bu farkı sormadan edemiyoruz. Cumhuriyet\'in ilk yıllarındaki nüfus memurları, sülale isimlerini soyadı olarak vermek istemezlermiş. Hacımirza köyüne gelen nüfus memuru da, kimisine \'kuş\', kimisine \'kartal\', kimisine de \'ceylan\' soyadını takmış. Mirzaoğulları\'na da \'ceylan\' demiş. Ramazan Mirzaoğlu, 1983 yılında mahkemeye başvurarak, sülale ismi olan \'Mirzaoğlu\' soyadını yeniden almış. Bunun üzerine diğer kardeşleri de aynı yolu denemişler; ama muvaffak olamamışlar. Bu sebeple Ramazan Mirzaoğlu\'nun dışında diğer kardeşlerinin soyadı \'ceylan\' olarak kalmış. \"Deli Yürek dizisinin yakışıklı aktörü Yusuf Miroğlu... Pardon, Kenan İmirzalıoğlu da bizim koldandır.\" diyen Bakan Mirzaoğlu, akrabalık öyküsünü şöyle açıklıyor: \"Kenan Bey benimle akraba olduğunu bile bilmez. Biz, Uzunyayla\'dan Kırşehir tarafına gelirken bir kol Bala tarafına gitmiş, dedelerimiz onlarla akraba olduğumuzu söylerler. Türkiye\'nin değişik yerlerinde Mirzaoğlu köyü var. Erzincan\'da, Adana Ceyhan\'da, Hatay\'da; hatta Van ve Ağrı tarafında da var. Sülalemiz dağılmış durumda.\"
tarihi yazmaktan aciz olanara üniversiteyi bitirmiş ama kendi kabuğnun dışına çıkamamış kendi gelenek ve göeneğini aşamayan lara buradan sesleniyorum.kendini Facebook da yada bir sitede adını göstermek uğruna M.Sofular köyünün geleneğine ve göreneğine kendine baktığı pencereden bakmamalıdır.M.Sofular köyü eğlencesi ile giyimi ile yemeği ile mükemmel bir şekilde yeniliğe uyum sağlayan ODTÜ BOĞAZİÇİ MARMARA GİBİ üniversitelere İmzasını atacak babanın koçları var.işte bu gençlik M.Sofuları gerçek bir usulde tanıttığında.yer yer kaba kelime kullananlar kendinden utanmalıdır
Seyit, Şarkışla\'ya önümüzdeki hafta gelmek ister misin. Ben İstanbul\'dan 1 iki gün sonra oraya gitmeyi düşünüyorum da. Araba da var. Geziriz. Kamera çakim makinası da var. Epey çekim için kaset de var. Belki Kuluncak\'ın Sofular köyüne de gideriz.
benım guzel koyumun guzel sıtesıne emegı gecen tum hemserılerıme mınnettarım ellerınıze saglık
benim adım yunus özer dedemin adı: ibiş babamın adı: kurbani annemin adı:cennet ben köyümü cok seviyorum MENGEN SOFULAR KÖYÜ şarkışla sivas
SAYIN NAZMİ BEY, köy adı ile oba adını, oymak adını, aşiret adını ve boy adını birbirine karıştırmamak lazım. bu işler ciddi işler. birilerinin nabzına şerbet verecek değiliz. mengensofular diye aşiret, oymak adı bulamazsın ama sofularlılar dersen türkiye\'de var. istanbul\'da, fatih ilçesinde bile sofular mah. var. sofular bir oymak, aşiret olabilir. bu köy adından gelmiyor. oymak, aşiret adını köye vermiş olabilirler. aynısını kazaklu ile karıştırmamak gerek. bu işler şunun bunun arzusuna veya köyüne göre olacak işler değil. mesela faruk sümer\'e göre seyyah niebuhr\'un1764 yılına ait listesine göre sivas\'ta sofular oymağı var. o zaman 500 çadır. imiş. yani 4000 ile 5000 arası bir nüfus. ama bir kazaklu obası bulamazsın
bilal şiiri bilmiyorum biliyorsan yaz ekleyeyim selamlar
Selamun aleykum MORDUK HACI emminin siirini eklermisiniz eger biliyorsaniz ??? Selam vede saygilarimla
sayın nazmi bey sorunuzun cevabını yakın günlerde vereceğim. biraz beklerseniz memnun kalırım. beğdilli değilim diyorsunuz. bunu nereden çıkardınız. uzunyayla\'da bulunan, hatta sivas\'taki tüm türkmen aşiretleri beğdilliye mensuptur. beğdilliler halep türkmenleri diye de anılır. ben şimdiye kadar kazaklı türkmenlerini duymadım. araştıracağım. kızıklı türkmenleri vardır. kızıklar diye de anılır. faruk sümer\'in türkmenler kitabına baktım. kızık türkmenleri var. son dönemde kazaklar meşhur olduğundan kızıklar kazaklar diye kabul etmiş olacaksınız. bir kere tarihi literatüre de aykırı. türk tarihinde de kazaklar yoktur. türkistan\'daki şimdiki kazaklara bu ismi ruslar vermiştir. ilkin deli petro zamanında kazaklardan bahsedilir. bunlar hıristiyan kazakalrıdır. don kazakları olarak adlandırılır. daha sonra türkistan\'daki türklerin bir kısmına da kazak adını vermişlerdir. yani kazak adının tarihi bir süreci yoktur. bu ad uzunyaylada kızık türkmenleri diye geçer. doğrusu budur. beğdili boyundardırlar. ayrı yaşamamışlardır. sakın kendinize göre bir boy yaratmayın
SAYIN Nazmi kaya bana mail gönderdiğinizi yazmışsınız ama ben mail almadım eğer tekrar gönderirseniz yardımcı olurum saygılar admin
değerli hemşerim sitende çağşak gerilerde gözüküyo.ben çağşağın gözükmeyen güzünden hati yazmış olduğun kurt postu giyipte sizin köye gelenlerin köyündenim.ilk olul 1. sınıfı 1966 yılında sofularda okudum 1967 yılında sıyırmalıda okul açılınca emmimi oğlu cücüklerden filiğin memedin torunu ile köyüme döndüm.orada okudum.öz içi köyü osmanuşağı,aşşağı kazaklı, yukarı kazaklı, apdurahmanlar ve sonradan yurt olarak bu yerleşimlerden gelenlerden ve sarıkaya dan gerlenlerle kurulan sıyırmalıdan oluşur.yüzde 80 i kazaku veya kazaklı türkmenidir.diğerleride türkmendir ama kuzugüdenli veya başka aşiretlere mensuptur.elinizde kazaklu obası veya aşireti ile ilgili bilgiler varsa tarafına mail olarak gönderirseniz sevinirim.kazzıklı avşarı değiliz. faruk sümerin sasevi devletinin kuruluşunda anadolu türkmenlerinin rolü kitabında bahsettiği kazaklu obası türkmeni olduğumuzu düşünüyorum.Begdilli\'de değiliz.1896 yılına kadar gidebildim.Gaziömer oğullarındanım. Gemerek Yeniçubuk(BOZOK ÇUBUK NAHİYESİ) belediyesi Fenişlerinde görev yapmaktayım.Çağşağın görünmeyen yüzünden selamlar.
cok tesekkurler ilginc
Selattin Körükmez MERHABA Güzel yurdumun güzel insanlarına selam olsun. evet fahrettin öztoprak arkadaşımızın yazdığı doğrudur. bunu malatya sofularlılar olarak bizde böyle biliyoruz. herkesi sevgiyle kucaklıyorum sağlık ve mutlulukla kalın. evet selattin körükmez, facebook’un sofular köyü sayfasında böyle diyor. Onun bu mesajını okudum ve şöyle cevaplandırdım: teşekkür ederim selahattin bey. yüzyıllar sonra olsak bile birbirimizi tanımık ne kadar güzel bir şey. o zamanlar fırka-ı ıslahiye devri idi. osmanlı bizimdir ama,bu devletin türkmenler ve avşarlarla çok kavgaları olmuş. her biri bir tarafa gitmiş. mesela konya\'nın kayapınar\'ına da gidenler var. daha başka tarafa gidenler de var. kurt beyi bilirler. ona bağlı bir aşiret gürün tarafına da yerleşmiş. bizim pınarbaşı\'nda da akrabalarımız var. vakti zamanında yeniil veyahut halep türkmenleri en büyük boylardan biriymiş. selahattin bey, hürmetlerimi sunarım. sofularlılara selamlar. büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. benim ailem şimdi mersi\'de ikamet ediyorlar. annem sağ. babam geçen yıl hazıran\'da vefat etti. allah rahmet eylesin. annem dedi ki, biz burada sofalardan bir şahintürk ailesiyle tanıştık. dedelerimizin anlattığını anlattık, dost olduk, dedi. bütün şahintürk ailesine de selam. ben şu anda istanbul\'da türk dünyası araştırmaları vakfı\'nda çalışıyorum. yazı işleri müdürüyüm. 40 yıllık ülkücü bir geçmişim var. türkçüyüm. yazarım. babailer, balkan türkleri ve şeyh bedrettin adlı ikinci baskısını yapmış eserim var. bir de ilk kaynaklara göre şeyh bedrettin adlı kitabım. türk dünyası tarih kültür dergisinde paşalar dizisini yazıyorum. bu dizi bu ay 117.\'sine ulaştı
facebok\'a girip, fahrettin öztoprak yazdıktan sonra seyit koç\'un eklediği linkteden de izleyebilirsiniz
Benimle ilgili programı izleyemeyenler MPL TV\'de Programlar kısmına girip Satranç Tahtası bölümünden izleyebilirler
20 Mart 2010\'da, saat 22,30\'da MPL TV\'de Satranç Tahtası programında Suat Gün\'ün konuğu idim. Onun Şeyh Bedrettin hakkındaki sorularını cevaplandırdım. Aynı program yarın, 22 Mart 2010\'da, Pazartesi günü saat 13,30\'da tekrar verilecek. İzleyemeyenler bu programı izleyebilir. 90 dakika sürüyor. Emşerilerimin, bilhassa Türkmenlerin, köylülerimin izlemesini isterim
teşekkür ederim bu bilgilendirme için kolaygelsin
ibrahim siteye üye olmana gerek yok bütün içerikler herkese açık selamlar
SİTE ÇOK GÜZEL OLMUŞ ELLERİNİZE SAGLIK BİRDE SİTEYE NASIL ÜYE OLUYORUZ SİZE ZAHMET TEŞEKKÜR EDERİM KOLAY GELSİN
Halil Yılmaz Bey, Uzunyayla Türkmenleri ve Mengensofular tarihinde yazdım. Türkmenler Şarkışla\'ya 1050 yılları civarında gelmiştir. Bunu tarihte görmekteyiz. O hususta bilgiler var. Büyük Selçuklu komutanı Afşin Bey, 1060\'lı yıllarda Şarkışla ovasında Bizanslılarla çarpışmış ve onları mağlup etmiştir. 1071 yılından sonra buralara daha başka Türkmen kitleleri de geldiğini söyleyebiliriz. Uzunyayla Türkmenleri\'nde belirttiğim gibi, Türkmenler yazları Uzunyayla\'da yaşar, kışları Halep\'te kalırlarmış. Bunu 650 yıl boyunca devam ettirmişler.
iiiiiii fena deil ama sulallelelr kısmına girilmiyo
slm şarkışlalılar bizlerin yani türkmenlerin şarkışlaya daha sonra geldiğini idsa ediyorlar bunun aksini yani türkmenlerin daha önce şarkışlaya geldiğini beyan eden bilgilere sahip olan yazsın lütfen selamlar ayrıca site için teşekkürler elinize sağlık
Hemşerim Uzun bir zamandır görüşemiyoruz Ankaraya yolun düşerse beklerim eski günleri yad edelim . TELEFONUM 05055156760 KADİR POLAT
her iki hastayada geçmiş olsun der acil şifalar dilerim
dün mersinde felç geçirip hastaneye kaldırılan ahmet öztoprak, bugün iyileşmeye yüz tutmuş ve konuşmaya başlamıştı. durumu daha da iyiye gitmektedir
mengensofular köyü doğumlu, hasan öztoprak oğlu dayım ahmet öztoprak, mersin\'de 7-02-2010\'da. felç geçirip hastaneye kaldırılmış, tedavisine başlanmıştır. acil şifalar dileriz
mengensofular\'dan mecit karaca, bugün pazartesi günü 8-02-2010\'da adapazarı\'nda bypas ameliyatı olacakmış, allahtan kendisine şifalar dileriz, inşallah ameliyatı iyi geçer de ayağa kalkar.
Selamun Aleykum Bizim koyun sitesi super olmus yapanin ellerine saglik ALLAH razi olsun yapandan. lakin bizim koyun butun siirlerini eklersenizde okusak guzel olurdu. selam vede dua ile
faruk sümer\'in şahıs adları kitabında bir yerde, otamış kelimesi ekinceler olarak da geçiyor. konya karapınar\'dan mehmet bey\'e duyurulur
konya\'dan, karapınar köyünden sayın mehmet bey. akşam geç vakitti. sizin gönderdiğiniz mesajı seyit koç gönderdi zannetti, ona hitaben cevapladı. okursanı göreceksiniz. ben soyumuzla ilgili bilgileri kafadan uydurmadım, bunun siz de farkındasınız. ziyaretçi defterindeki yazıma baktığınızda göreceksiniz, sizin gibi ben de soyumuzu ancak 1700 yıllarına götürebildim. demek ki o yıllarda türkite\'nin çeşitli yerlerine uzunyayla\'dan veyahut halep\'ten dağılmalar olmuş. dedelerimizden birinin aşiretle ege taraflarına gittiği, uzunyayla\'ya dönerlerken denizli\'de de kaldıkları, söylenir. demek ki konya\'ya, karapınar\'a da uğramış, hatta burada aşiretin bir kısmı kalmış olabilir. uzunyayla veyahut halep türkmenleri içinde şefaatli oymağı var. bunlar bozkoyunlularla da birlikte hareket emiş de olabilirler. bozkoyunlular aslında bozoklar da olabilir. hatta bunlara akkoyunlular da denmiş olabilir. bunu ilmi araştırmalar gösterecek. bizden ayak vermek, onlardan devam etmek... ziyaretçi defterinde yazdığım gibi, uzuyayla türkmenlerine ait kayıtlar, 1520 yılına kadar gidiyor. bunun daha öncesi de var. mesela, bozgeyiki dede\'den bahsettiğim gibi, 1400\'lerde de. günümüzden nasıl 600 yıl öncesine dair bilgiler varsa, o yıllardan 600 yıl öncesine dair bilgiler de var. Abbasiler devrinde Türkistan\'dan ve Horasan\'dan getirilen türk gençlerinden kerkük ve musul arasındaki samarra şehrinde bir ordu kurulmuş. bu ordu abbsilerin siyasetine de hakim olmuş. boga el kebir, boga el sagir, vasıf, afşin el haydar, otamış, otamış oğlu musa söz konusu türk ordusu kumandanlarından. hatta 880 yılında Tolunlar devletini kuran Ahmet oğlu tolun da... bunları hepsi türkmendir. seyit koç\'a cevaben yazdığı diğer yazıda ayrıtılı bilgiler verdim. karapınar köy adı uzunyayla\'da da var. bu köy de türkmen. selamlar.
faruk sümer\'in türk devletlerinde şahıs adları kitabında, otamaş: tedavi eden, hekim, yani doktor demektir. Abbasilerde Türk askeri birliklere komuta eden türkmen beylerinden birinin adı otamış\'tır, boga el-sgir ve vasıf adlı kumandanlar ile birlikte hareket edip Halife el-mütevekkil\'in 861 yılında öldürülme olayına karışmıştır. Otamış, türkmenlerde, hotamış olmuş, türkmen oymaklarından birine ad olarak verilmiştir. Otamış\'ın oğlu Musa\'nın, 878-879 yıllarında türk askeri birliklerine kumandanlık yaptığını görüyoruz. Hotamış Türkmenleri bunun neslinden gelebilirler. Musa oğulları\'nın da bunun neslnden olma ihtimali var. ancak Otamış\'ın bir de mehmet adlı bir oğlu olduğu söylenir.
seyit bey, hotamış\'ın otamış\'dan geldiği doğru. otamış, göktürkler\'den berli kullanılır. faruk sümer\'in 2 ciltlik şahıs adları kitabına bakar, anlamını söylerim. Türkmenler bunu çok kullanırlar. diğer isimler de faruk sümer\'in oğuzlar (türkmenler) kitabında var.
konya\'dan mehmet bey aramış. buyur mehmet bey. söyleyeceğiniz bir şey varmış. seve seve cevahlarım. seyit koç dedi. selamlar. fahrettin.öztoprak.biz\'de de cevaplarım
seyit, gönderdiğin mesajı aldım. çok teşekkür ederim. bu araştırman bana da yararlı. ben de araştırırken 1700\'lere kadar götürmüştüm. demek ki doğrusunu yapmışım. bizim türkmenler konya\'da oldukları gibi başka yerlerde de olabilirler. geçen gün bacım gülay\'la konuştum. o yusuf dayımdan duymuş. bir ara denizli\'ye kadar gitmişler, sonra dönmüşler. herhalde orada veya oradan gelirlerken uğradıkları bazı yerlerde kamış olabilir. denizli\'yi gittimizi ben de işitmiştim ama, sırf o kadar.
Fahrettin bey,yazınıza internetten kendi soyum hakkında araştırma yaparken ulaştım. Ben Konya ili Karapınar ilçesi Hotamış köyündenim, büyüklerimiz Şefaatli Türkmenlerinden olduğumuzu Halepten 1700 lü yıllarda göç ederek bu günkü Hotamışa yerleştiğimizi anlatırlar. Ayrıca Hotamışta Şefeatli ile beraber Avatlı,celfeli,hacıgözelli cemaatleri mevcuttur, Hotamış\'ın aslının Otamış olduğu söylenir , Hotamışa bağlı köylerden bazılarının isimleri İldanlı, feriz,Türkmen camili,Üç höyük, eğilmez, uzun kuyudur. Tarihimiz hakkında bize yardımcı olabilirseniz sevinirim, şimdiden teşekkür ederim.
site güzelde biraz daha geniş olsa iyi olur bence